"Enter"a basıp içeriğe geçin

Edebi Akımlar Özet

(Akımlar hakkında detaylı bilgi için başlıklara tıklayınız.)

 

Klasisizm

1- Klasisizm evrensel insan doğasını esas alır.  Klasiklere göre ‘sanat nedir?’ sorusunun cevabı insan doğasının taklididir.  İnsan  doğası  tabiri çok net olmamakla birlikte evrensel ve değişmez genel insani değerleri kasteder.

2- Seçilen konu ve olaylar her aklın kabul edebileceği gerçeklik sınırları içinde olmalıdır.

3- Klasisizm de aklın üstünlüğü kabul edilmiştir. Klasisizm gücünü hislerden değil akıldan alır.

4- Klasisizm nesnel bir sanat anlayışına sahiptir. Başka bir ifade ile klasisizm akımında sanatçı kendi hayatından, duygularından, düşüncelerinden bahsetmez.  Eserlerde öznellik ve lirizm yer almaz.

5- Klasisizmde eski Yunan ve Latin edebiyatı kaynaklarına yönelinmiştir. Eski Yunan ve Latin edebiyatı eserleri her bakımdan örnek alınmıştır.  Çünkü bu eserlerin her bakımdan evrensel ve her dönem değerini koruyan özellikler gösterdiği düşünülmüştür.

6- Klasisizm akımının bir başka ilkesi kuralcılık ve kurallara bağlılıktır. Bu dönemde edebi türler tasnif edilmiş ve kesin katı kurallara göre düzenlenmişlerdir. ( Örneğin; tiyatrodaki üç birlik kuralı).

7- Klasisizm,  sanata ahlaki ve eğitici bir amaç  yüklemiştir.  Okuyucu ya da seyirci ideal insanın nasıl olması gerektiği ya da olmaması gerektiğini eserden hareketle anlayabilmelidir.

8- Klasisizm eğiticiliğini yanında sanat eserinde estetik hazza da önem vermiştir. Yani sanat eseri eğitici olduğu kadar keyif verici de olmalıdır.

9- Klasisizmde edebi eserin bütünlüğüne  dikkat edilir. Edebi eserin içinde bir denge gözetilmelidir.  Her şey yerli yerine oturmalıdır.

10- Bu akımda sanatçı dil ve üslupta mükemmelliği arar.

11- Klâsik eserlerde açık sade ve yoğun bir anlatım tercih edilir.  Düşüncenin anlaşılmasını zorlaştıracak süslü ve sanatkarane  ifadelerden kaçınılır.

12- Klâsisizm her ne kadar evrenselliği hedeflese de milli dillerin gelişmesinde  önemli bir pay sahibi olmuştur.

13- 17. yüzyılın 2. yarısında Fransa’da ortaya çıkmış ve Avrupa’ya yayılmıştır.

14-1660 Ekolü” olarak da bilinir.

15- Özellikle tiyatro (komedi, trajedi) ve deneme türlerinde gelişmiştir.

 

Klasisizmin Türk Edebiyatındaki Temsilcileri

Direktör Ali Bey, Ahmet Vefik Paşa, Şinasi.

Klasisizm Dünya Edebiyatındaki Temsilcileri 

François de Malherbe, Pierre Corneille, John Milton, Jean de La Fontaine, Moliere, Blaise Pascal, Jacques-Benigne Bossuet, Nicolas Boileau, Jean Rasine, Jean de La Bruyere, Francçois de la Mothe Fenelon

 

Romantizm / Coşumculuk

1- Sanat ve edebiyatta klasisizme tepki olarak doğan romantizm sanatçının özgür olmasını ister.  Sanat ve edebiyatta hiçbir kuralı kabul etmezler.  Edebiyatta türler ayrılığını reddederler.  Dram türü bu dönemde ortaya çıkmıştır  ve roman yine bu dönemde güçlenmiştir.

2- Romantikler sanatkârı ve insanı merkeze alırlar.  Romantiklere göre insan evrenin merkezidir.

3- Klasisizmin katı akılcılığına karşın  romantizm duyguları öne çıkarmıştır.  Bu sebeple çoğu eserde sanatçı ile toplumun bağı kaybolmuştur.

4- Romantizmde klâsisizmdeki  gibi evrensel insan tipi değil; yerli ve milli insan tipi ele alınmıştır.  Toplumun her kesiminden insanlar eserlere konu olmuştur.

5- Romantik sanatçıların dünyaya bakışı melânkolik ve karamsardır.  Bu melankoli ve karamsarlığın sebebi insanlığın sosyal, ahlâkî ve manevî değerleri kendi eliyle yıkması; yerine koymak istediği özgürlük ortamının ise kaos ve derin boşluktan başka bir şey getirmemesidir.

6- Romantizmde bireysellik esastır.  Romantik sanat gücünü ve kaynağını sanatçının kendi iç dünyası, duyguları, heyecanları ve yaratıcılığından alır.

7- Romantizm ile beraber edebiyatta lirik şiir, dram ve tarihi roman öne çıkmıştır.

8- Romantizm ile beraber sanatçının doğaya dönüşü başlamış  ve  doğa yeniden keşfedilmiştir.  Romantiklerin doğaya yönelmesinin asıl nedeni medeniyetin şehre getirdiği çirkinlikler karşısında doğanın eşsiz güzelliğine duyulan hayranlıktır.

9- Romantikler gerek şiirde gerekse romanda geniş bir şekilde tasvire yer vermişlerdir.

10- Eserlerinde sık sık metafizik konuları ele alan romantikler,  dine karşı belirgin bir ilgi duymuşlardır.

11- Özellikle roman türünde iyi-kötü çatışması belirgin olarak işlenmiştir.

12- Romantizmdeki aşırı bireysellik, sanatkâra büyük değer verme,  okuyucu ve toplumu önemsememe  gibi sebeplerle zaman zaman dil ve üslup aşırı sanatkârane ve keyfi olmuştur.

13- 18. yüzyılın sonlarında Fransa’da ortaya çıkmış ve bütün Avrupa’da etkili olmuştur.

14- Resim, müzik, edebiyat ve felsefe gibi alanlarda etkili olmuştur.

 

Romantizmin Türk Edebiyatındaki Temsilcileri

Namık Kemal, Ahmet Mithat Efendi, Recaizade Mahmut Ekrem, Abdülhak Hamit Tarhan, Şemsettin Sami.

Romantizmin Dünya Edebiyatındaki Temsilcileri

J.J. Rousseau, Vıctor Hugo, Johann Wolfgang Goethe, Friedrich Von Schiller, Alphonse De Lamartine Aleksandre Dumas-Pere , Alfrede de Musset, Voltaire, Lord Byron, François-Rene de Chateaubriand Aleksandr Puşkin, Charles-Augustin Sainte-Beuve, Edgar Allan Poe, Walter Scott

 

Realizm / Gerçekçilik

1- Realizm adından da anlaşılacağı üzere gerçekçilik peşindedir. Realist sanatçılar, felsefi olarak pozitivisttirler. Yani olayları mümkün olduğunca göründüğü gibi ortaya koyma hedefindedirler.

2- Romantizmin idealizmine, lirizmine ve duygusallığına karşı çıkarlar.

3- Realist sanatçılar eserlerini yazarken sıkı bir şekilde gözleme bağlıdırlar. Yani realizmde olanı -bazı teferruatlar ayıklandıktan sonra- olduğu gibi ortaya koymak amaçlanır.

4- Realizmde sanatın amacı, çağdaş sosyal insan ve toplum hayatının nesnel bir şekilde aktarılmasıdır.

5- Toplumun her kesimin ve katmanını ele almış olmalarına rağmen daha çok orta ve alt tabaka üzerine yoğunlaşmışlardır. Romanlarda daha çok belli bir tabaka ya da kültürel sınıfı temsil ettiği için “tip” kullanılmıştır. Realistler bu yönüyle klâsiklere benzerler.

6- Realizmde mekân tasviri önemlidir. Bunun sebebi gerçekliği sağlamak olduğu kadar mekânın insan ruhu üzerindeki etkisi olduğu düşüncesidir.

7- Realist sanatçı eserinde tarafsızdır. Olaylara müdahale etmez ve kendini gizler.

8- Realizmle beraber “Dramatik roman” ortaya çıkmıştır. Buna göre olaylar anlatıcının anlatmasına göre değil okuyucunun gözünde canlandırması üzerine kurulur. Yani olaylar dramatize edilerek anlatılır.

9- Realist roman, hikâye ve tiyatrolarda çok büyük ve nadir olaylar anlatılmaz. Bunun yerine günlük hayatta karşılaşılabilecek sıradan olaylar tercih edilir.

10- Realistler içinde yaşadıkları topluma ayna olmak isterler.

11- Realizmde sanatçının amacı gözlemlediği gerçeği estetik biçimde anlatmaktır. Bu “sanat için sanat anlamına” gelse de gerçekte realistler bu görüşe karşı çıkarlar. Hatta sonradan ortaya çıkacak olan toplumcu gerçekçiler, eserlerinde sanat kısmını tamamen ihmal etmekle suçlanmışlardır.

12- Realistler dil ve üslûba önem gösterirler. Gerçeği en estetik biçimde izah etme amacındadırlar.

13- Realizm çoğunlukla roman, hikâye ve tiyatro türlerinde görülmüştür.

14- 19. Yüzyıl ortalarında romantizm ve klasisizme tepki olarak Fransa’da ortaya çıkmıştır.

 

Realizmin Türk Edebiyatındaki Temsilcileri

Recaizade Mahmut Ekrem, Sami paşazade Sezai, Nabizade Nazım, Halit Ziya Uşaklıgil, Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Memduh Şevket Esendal, Reşat Nuri Güntekin, Refik Halit Karay, Sait Faik Abasıyanık.

Realizmin Dünya Edebiyatındaki Temsilcileri

Stendhal, Honore de Balzac, Gustave Flaubert, Alphonse Daudet, Goncourt Kardeşler, Paul Bourget, Prosper Merime, George Eliot, Charles Dickens, Daniel Defoe, Ernest Hemingway, John Steinbeck, Marc Twain, Lev  Nkolayeviç Tolstoy, Fiodor Mihayloviç Dostoyevski, Anton Çehov, Nikolay Vasilyeviç Gogol, Maksim Gorki.

 

Natüralizm / Doğalcılık

1- Natüralizm, herhangi bir anlayışa tepki olarak doğmamış; realizmin daha radikal biçimi olarak ilk Fransa’da ortaya çıkmıştır.

2- Natüralist sanatçı deneysel yani bilimsel gerçekliği esas alır. Yani eserinde ele aldığı konuya bir doğa bilimcisi gibi yaklaşır ve eserinde ortaya koyduğu tezi ispatlamaya çalışır.

3- Natüralist sanatçının tavrı nesneldir. Natüralistler eserlerinde bir bilim adamının tarafsızlığını gösterirler. Yani natüralist sanatçı eserinde iyi-kötü, güzel-çirkin doğru-yanlış gibi ayrımlar yapmaz.

4- Natüralizm, Darwin’in bilimsel teorileri ile determinizm öğretisini kullanarak ortaya çıkmıştır.

5- Natüralistlere göre, insanın davranışları, düşünceleri, manevi değerleri, tepkileri, istekleri kısacası insanın kaderi, maddi ve sosyal çevresinin, irsiyetin, fizyolojinin ve eğitimin sonucudur.

6- Natüralistler de tıpkı realistler gibi mekân tasvirine çok önem verirler. Ancak realistlerden daha ileriye giderek çok daha uzun mekân tasviri yaparlar. Kimi eserlerde bu durum oldukça sıkıcı bir hal almıştır.

7- Natüralistler “sanat için sanat” görüşüne karşı çıkarlar. Kendilerini bir bilim adamı olarak gördüklerinden sanatın faydalı olması gerektiğine inanırlar. Sanata topluma faydalı olacak bir işlev yüklemelerine karşın toplumsal sorunlara gösterebildikleri bir çözüm olmamıştır. Bu yönüyle karamsar bir havaları vardır.

8- Natüralistler dil ve üslûp yönünden realistlerden ayrılırlar. Realistler kadar titiz ve usta değildirler. Aşırı gerçeklik endişesi sebebiyle açık ve anlaşılır bir dil kullanmayı seçmişlerdir. Sanatkârane üslûptan uzak durmuşlardır.

9- Sokak dili edebiyata girmiş, argo sözcükler ve halkın günlük konuştuğu dil kullanılmıştır.

10- Natüralistler daha çok toplumun alt kesimlerini işçiler, köylüler, dilenciler vb. kesimleri ele almışlardır.

11- Natüralizm resim, bilim, felsefe ve edebiyat gibi alanlarda kısa bir etki göstermiştir.

 

Natüralizmin Türk Edebiyatındaki Temsilcileri

Kısmen Hüseyin Rahmi Gürpınar bu akım içerisinde değerlendirilebilir.

Natüralizmin Dünya Edebiyatındaki Temsilcileri

Emile Zola, Alphonse Daudet, Guy de Maupassant, Goncourt Kardeşler, Paul Alexis, Gerhart Hauptmann

 

Parnasizm / Şiirde Gerçekçilik

1- Parnasyenler Sanat için sanat anlayışına bağlıdırlar. Parnasyenler için şiir araç değil amaçtır.

2- Romantik şiirin duygusallığına tepki olarak ortaya çıkan parnasizm akımında şairler, şiirlerinde canlı, parlak ve ayrıntılı çevre tasvirlerine yer vermişlerdir.

3- Parnasyen şiirde objektiflik esastır. Yani şair kendi zevk, duygu ve düşüncelerini şiirine sokmaz.

4- Toplumun problemlerine duyarsız kalan parnasyen şairler zaman zaman bilinmeyen uzak diyarların ( Antik Yunan ve Hindistan gibi) tabiat ve yaşamlarına değinmişlerdir. Yani şiire egzotik temalar kazandırmışlardır.

5- Şiiri muhtevasındaki tutumları ve objektiflik ilkesi nedeniyle klâsisizme yaklaşmışlardır.

6- Parnasyen şiir biçim ve yapı (nazım şekli, nazım birimi, ölçü, kafiye) itibariyle mükemmelliği amaçlar.

7- Parnasizm, biçim mükemmelliğini plastik sanatlardan almıştır. Tıpkı heykel ya da mimarîdeki gibi mükemmellik hedeflenir.

8- Parnasyen şairler, nazım şekli olarak büyük ölçüde “sone”yi tercih etmişlerdir.

9- Parnasyen şiirde tıpkı natüralizm ve realizmdeki gibi kötümser ve karamsar bir atmosfer hâkimdir.

 

Parnasizmin Türk Edebiyatındaki Temsilcileri

Tevfik Fikret, Cenap Şehabetti, Yahya Kemal Beyatlı

Parnasizmin Dünya Edebiyatındaki Temsilcileri

Jose Maria de Heredia, Theophile Gautier, Theodore de Banville, François Coppee, Armand Sully Prudhomme, Rene Leconte de Lise.

 

Sembolizm / Simgecilik

1- Sembolizm, realizm, natüralizm ve parnasizm akımlarının gerçeklik anlayışına ve bu gerçekliğin objektif biçimde yansıtılmasına karşı çıkar. Sanat sadece akıl ve düşünce ile icra edilemez.

2- Sembolizm daha çok resim, müzik, roman ve şiirde etki göstermiş bir akımdır.

3- Sembolistlere göre aklın gerçek olarak algıladığı görünen gerçekler asıl gerçeğin yansıması ya da göz alıcı giysilerinden başka bir şey değildir. Görüntüler gerçeğin sembolleridir. Sembolist sanatçı görünen gerçeği değil bunun arkasında gizlenmiş gerçeği sezgiler ve semboller yoluyla anlatmalıdır.

4- Sembolistler ile romantikler arasında benzerlikler vardır. İkisi de insan gerçeğinin rasyonel ve somut genellemelerle ele alınmasına karşı çıkmışlardır. Benzer şekilde şiire duygu ve hayali geri getirmişlerdir.

5- Romantikler gibi şiiri dış tabiattan insanın iç dünyasına çekmişlerdir. Çünkü sanat büyük ölçüde insanın duygu ve tutkularından meydana gelmektedir.

6- Sembolist sanatçılar, evrensel bütünlüğü savunurlar. Yani evrendeki her şeyin bir bütünün parçası olduğunu savunurlar. Asıl gerçek bu bütünlüğün farkında olmak ve sezgiler yoluyla ona ulaşmaya çalışmaktır.

7- Sembolist şair, dış dünyayı olduğu gibi değil semboller aracılığıyla anlatmalıdır. Sembollerin başarısı duyguyu, hissi ve izlenimi okuyucuya aktarma başarısında gizlidir.

8- Sembolist şiir doğası gereği kapalı ve muğlak bir şiirdir. Gerçeğin açık bir şekilde anlatılması mümkün olmadığından ve ancak sezgi sayesinde ve semboller aracılığıyla anlatılabileceğinden ötürü anlam kapalı ve sübjektiftir.

9- Sembolist şiirler, genellikle bir rüya atmosferi gibi sisler içerisinde esrarlı bir havadadır. Solgun ve sararmış renklerin hâkim olduğu, hüzünlü, karamsar, alacakaranlık veya soluk ay ışığı altında kimsesiz, durgun sessiz ortamları anlatır.

10- Sembolist şiirde mısra hâkimiyeti kırılarak serbest şiire geçilmiştir. Önceden belirlenmiş kalıpları, nazım birim ve şekillerini, vezin ve uyağı; kısacası kalıplaşmış tüm kriterleri redderler.

11- Sembolist şiirde musiki/âhenk çok önemlidir. Şiirin sezdirme gücü ancak musiki ile mümkündür. Şiirin musikisi kelimeler yan yana sıralandıklarında ya da mısralar haline getirildiklerinde ortaya koydukları ses uyumuyla ilgilidir. Musiki kulaktan çok ruha, manaya ve sezgiye seslenir.

12- Sembolist şiir liriktir. Bu lirizm daha çok melankoli ve karamsarlık haliyle ortaya çıkar.

13- Sembolizm isimi akımın bildirisini hazırlayan Jean Moreas tarafından belirlenmiştir.

14- 19. Yüzyılın ikinci yarısında Fransa ve Belçika’da parnasizme tepki olarak ortaya çıkmıştır.

15- Sembolist edebiyat karamsardır. Gerçeklerden kaçma, hayale sığınma, çirkinlikleri hayal yardımıyla güzelleştirme bu akımın belirgin özelliklerindendir.

 

Sembolizmin Türk Edebiyatındaki Temsilcileri

Cenap Şahabettin, Ahmet Haşim, Cahit Sıtkı Tarancı, Ahmet Muhip Dıranas, Ahmet Hamdi Tanpınar.

Sembolizmin Dünya Edebiyatındaki Temsilcileri

Edgar allan Poe, Charles Baudelaire, Stephane Malerme , Paul Verlaine, Jean Nicholas Arthur Rimbaud, Jean Moreas.

 

Empresyonizm / İzlenimcilik

1- 19. yüzyıl Fransa’sında ortaya çıkmış bir sanat hareketidir.

2- Anlatım tarzı ve belirsiz anlam, empresyonist sanatın ayırt edici özelliklerindendir. Edebiyatta anlatıcı, okuyuculara ona bağlı olmaktan ziyade düşünme, yargılama ve sonuçlandırma için daha fazla alan verir.

3- Çoğu zaman, dakika ayrıntıları vermek yerine, olaylar meydana gelirken eylemi karakterin gözünden tanımlarlar. Detaylar belirsiz adeta bir sis duvarının arkasına gizlenmiş gibidir.

4- Ortamın “duygusal manzarası” ile ilgilenirler. Karakterlerin acı ve ıstırabını yaşarken doğa olayları soluk ve tuhaf görünmelidir ve her zaman böyle doğal bir arka plan çizmek isterler.

5- Ayrıntıları sanat eserini boğmayacak şekilde kullanırlar zira okuyucu ayrıntıya takılıp kalırsa genel resmi ya da anlatıyı göremeyebilir.

6- Genellikle olayları kronolojik olarak anlatmaktan kaçınırlar. Bunun yerine okuyucuları, meydana geldikleri sıraya göre değil, olayların nasıl ve neden olduğuna odaklanmaya zorlayacak şekilde bilgi verirler.

7- Empresyonist sanatçı dış dünyayı olduğu gibi değil kendisi üzerindeki izlenimleri ölçüsünde aktarır. Sanatçı izlenimcidir. Gerçeklik sadece göründüğü gibi değildir. Her kişi üzerinde farklı izlenimler uyandırabilir.

8- Resim, müzik ve edebiyat alanlarında etkili olmuş bir akımdır.

9- Empresyonistler, genellikle hayale ve soyut betimlemelere yer verirler; dış dünyanın etkilerinden uzak dururlar. Onlara göre dış âlemdeki varlık ve nesneler göründükleri gibi değil, sanatçının hayal gücünde canlandırdıkları gibidir.

 

Empresyonizmin Türk edebiyatındaki Temsilcileri 

Ahmet Haşim, Cenap Şahabettin, Ahmet Muhip Dıranas.

Empresyonizmin Dünya Edebiyatındaki Temsilcileri

Rimbaud, Verlaine, J. Joyce Rilke,

 

Ekspresyonizm / Dışavurumculuk

1- 1910 yılında Almanya’da ortaya çıkmıştır. Soyut dışavurumculuk olarak 1950 yıllarda Amerika’da yeniden canlanmıştır.

2- Ekspresyonizm, resim, mimarî, heykel, müzik, tiyatro, edebiyat ve sinema alanlarında etkili olmuştur.

3- Doğuş yıllarında (1910-1916) estetik ve felsefî ilkelere dayalı düşünsel bir başkaldırı hareketi iken daha sonra politik yönü ağır basan ve daha genelleyici bir karşı geliş hareketi olmuştur.

4- Ekspresyonist sanatçının amacı sanatçının zaman ve mekân unsurlarını aşarak ve ancak maddeden bağımsız şekilde ulaşabileceği iç gerçekliği ortaya çıkarmaktır. Söz konusu edilen gerçeklik nesnel değil özneldir; dış gerçeklikten tamamen bağımsızlaşabilir.

5- Dışavurumculukta sanatçı dış uyarıcıların kendisi üzerinde oluşturduğu etkiyi dışavurum yaparak sanat eserine dönüştürür.

6- Ekspresyonizm bireysel ve soyutlayıcı bir sanat anlayışına sahiptir. Sanatçı bazı yönleriyle toplumun karşısında ve onun dışındadır.

7- Konuları işlerken ve sahnelerken karamsar bir tablo oluşturmuşlardır. Savaşların yol açtığı yıkım ve insanlığın başına gelebilecek felaket korkuları bu akımın dayanak noktasıdır. En çok işlenen konular kıyamet, tufan ve mahşer günü olmuştur.

8- Her ne kadar eğitici/faydacı bir amaç gütmüş olsalar da bu konuda başarılı olamamışlardır. Dünyanın kötücüllüğünün değişmesi gerektiği düşüncesini yaymayı hedeflerken daha da soyutlanmış bireylere vesile olmuşlardır.

 

Ekspresyonizmin Dünya Edebiyatındaki temsilcileri

Franz Kafka, Thomas Stearns Eliot, James Joyce, Hugo Ball, Heinrich Mann, Alfred Döblin, Ernst Weiss.

 

Kübizm

1- Kübistler dış dünyanın yalnızca görünen halini, geçici anını değil; görülmeyen özünü, ruhunu, geçmiş ve geleceğini yansıtmak isterler. Buna bütüncül yaklaşım da diyebiliriz. Bu sebeple özellikle resim sanatında karmaşık görüntüler ortaya çıkmıştır.

2- Edebiyatta kübizm Max Jacob, Guillaume Apollinaire, Andre Salmon, Pierre Reverdy gibi bazı şairler tarafından benimsenmiştir.

3- Kübizm sanatta akıl ve mantığı reddeder. Gerçeği daha önce görülmemiş ve söylenmemiş biçimde aktarma arzusundadır.

4- Kübist şiir, resim sanatıyla iç içedir. Bu sebeple şiir onlar için duyulan değil görülen olmalıdır. Sözcüklerin yarattığı görsel çağrışımları kullanarak bu amaca ulaşmak istemişlerdir. Çoğu zaman şiirler resimlenmiş halde yayımlanmıştır.

5- Kübist şiirde kelimeler sadece bilinen anlamlarıyla değil daha derin bilinmeyen anlamlarıyla kullanılmaya çalışılır. Bunun sebebi resimdeki üç boyutluluğu şiirde de yakalamaktır.

6- Kübist şiir deneysel formlar içerir. Yani şiirde her türlü yeniliğe açıktır. Sabit bir mısra yapısı ya da nazım şekli yoktur. Noktalama işaretlerini kullanmazlar.

7- Sanatçının iç dünyasını yansıtan semboller yığını olarak ifade edilen şiir kapalı ve anlamlandırılması oldukça zordur.

8- 20. yüzyılın başında Fransa’da (Paris’te) ortaya çıkmış daha çok resim sanatında görülen bir akımdır.

Kübizmin Dünya Edebiyatındaki Temsilcileri

Max Jacob, Guillaume Apollinaire,  Andre Salmon, Pierre Reverdy, Blaise Cendrars

Resim alanında: Picasso, Paul Cezanne, Georges Braque.

 

Fütürizm / Gelecekçilik

1- Fütürist edebiyat, öncelikle yedi yöne odaklanır: sezgi, analoji, ironi, sözdiziminin kaldırılması, ölçülü reform, onomatopoeia (yansıtma) ve temel / sentetik lirizm.

2- Fütüristler, yeni bir sanat anlayışı çerçevesinde kendinden önce var olmuş tüm sanat anlayışlarını reddedip onları “ geminin bordasından atmak” istemişlerdir. Rus fütüristler, Tolsytoy, Dostoyewski, Puşkin gibi sanatçıları reddedecek kadar cüretkâr olmuşlardır.

3- Fütüristler geleneksel tema ve şekilleri bırakmışlardır. Tema ve konuları gelişen teknolojinin insan hayatında yaratacağı refah üzerinedir.

4- Şiirde ölçü ve uyağı kaldırmışlardır. Şiiri süslü, elit ve toplumdan kopuk halinden çıkarmayı amaçlamışlardır.

5- Fütürist şiirde duygunun yerini makineler ve çarklar almıştır. Marinetti’ye göre “sanat şiddet, zulüm ve adaletsizlik dışında hiçbir şeydir”. “Çalışma, zevk ve isyanla coşan kalabalıkların şarkısı söylenmelidir”

6- Fütüristlere göre hayat sürekli bir değişim ve dinamizm içindedir. Sanat ve edebiyat da bu dinamizmi içermelidir.

7- Fütürizm materyalist bir dünya görüşüne sahiptir diyebiliriz.

8- 20. yüzyılın başlarında İtalya’da ortaya çıkmış, modern sanat ve toplumsal hareketlerin akımıdır.

9- Fütürizm akımı; özellikle resim, heykel, seramik, grafik tasarım, iç mimarlık, edebiyat, müzik, tiyatro, film, tekstil, moda, mimarlık,  sanayi ürünleri tasarımı ve gastronomi gibi alanlarda etki göstermiştir.

 

Fütürizmin Dünya Edebiyatındaki Temsilcileri

Filipp Marinetti, Vladimir Vladimiroviç Mayakovski

Fütürizm Türk Edebiyatındaki Temsilcileri

Nazım Hikmet Ran.

 

Dadaizm / Kuralsızlık

Dadaizm edebiyatta şiir dışında pek etkili olmamıştır. Tiyatro türündeki denemeleri pek ilgi görmemiş ve yaygınlaşmamıştır.

1- Mevcut şiir geleneklerinin ve kurallarının hepsiyle alay etmişlerdir ve onlara karşı gelmişlerdir.

2- Şiirde şaşırtmalı ve dikkat çekici imge ve imajlar kullanmayı amaçlamışlardır.

3- Şiirin dilini alışılagelmiş şiir dilinin dışına çıkarmayı hedeflemişlerdir.

4- Şiirde tamamıyla serbest şekiller ve çağrışımlar kullanmayı amaçlamışlardır.

5- Birinci Dünya Savaşı yıllarının ortaya çıkardığı karamsar ve boğucu atmosferde ortaya çıkmıştır.

 

Dadaizmin Dünya Edebiyatındaki Temsilcileri

Tristan Tzara, Louis Aragon, Paul Eluard, Jean (Hans) Arp, Hugo Ball

 

Sürrealizm / Gerçeküstücülük

Gerçeküstücülüğün tuhaf ve şok edici olması gerekir. İnsanları rahat fikirlerinden uzaklaştıracak şekilde sınırları zorlamak, öyle ki isyanlara neden olduğu bile bilinmektedir. Sürrealizm fikri karmaşık olsa da, sürrealist edebiyatın ortak özellikleri vardır.

1- Sürrealistler akla karşıdırlar ve Freud’un bilinçdışı/bilinçaltını yaratıcılığın esas kaynağı olarak kabul ederler. Akla karşı çıkarak bilinçaltında olanların yüzeye çıkmasına olanak sağlayacaklarını (çılgınlık)  iddia etmişlerdir.

2- Sanatçı sanatını otomatik yazı (ecriture automatique) olarak gerçekleştirmelidir. Yani bilinçdışını olduğu gibi aktarma yoluna gitmelidir. Aklı devreye sokup bilinçdışından geleni filtrelememelidir.

3- Sürrealist edebiyat, zıt imgelere veya fikirlere sahiptir. Bu teknik, okuyucuların yeni bağlantılar kurmasına ve okuyucunun gerçekliğini veya daha doğrusu okuyucunun gerçekliğin ne olduğuna dair fikrini genişletmesine yardımcı olmak için kullanılır. Okuyucuları toplumsal etkiden uzaklaştırmanın ve bireyin zihnini açmanın bir yolu olarak Freudyen özgür çağrışım fikirlerinden yararlanırlar.

4- Fantezi ve hayal dünyasının kapılarını sonuna kadar açarlar.

5- Sürrealist sanatçılarda çocukluğa dönüş vardır. Sanatı da büyüklerin oynadığı bir oyun olarak görürler.

6- Sürrealistler, iç dünyalarının akıcı bir şekilde verilmesini engellediği kaygısıyla noktalama işaretlerini kullanmazlar.

7- Gerçeküstücülük, okuyucuyu daha derin düşünmeye ve bilinçaltı anlamı ortaya çıkarmaya zorlamak için görüntüleri ve metaforları kullanır. Sürrealist yazarlar olay örgüsüne güvenmek yerine, okuyucuları bilinçdışına inmeye ve bulduklarını analiz etmeye zorlamak için karakterlere, keşfe ve görüntülere odaklanır.

8- Sürrealistler, kullandıkları dilde de önceki alışkanlıkları değiştirmek istemişlerdir. Dilin kullanımında öncekileri ve bilinci çağrıştırabilecek her türlü tavırdan uzak durmuşlardır. Yoğun bir şekilde imge ve imajları kullanmışlardır.

9- Sürrealizm ayrıca, genellikle mantığa meydan okuyan rüya gibi ve fantastik hikâyeler yaratmak için şiirsel stilleri kullanır. Doğrusal çizimler ve yapılandırılmış ortamlar gibi normal yalın yapıyı birleştirmek yerine, sürrealizm, düşüncede sıçramalar (serbest çağrışım), soyut fikirler ve doğrusal olmayan zaman çizelgeleri gibi şiirsel teknikleri kullanır.

 

Sürrealizmin Türk Edebiyatındaki Temsilcileri

İkinci Yeni (Cemal Süreya, Turgut Uyar, İlhan Berk…) ve Garip (Orhan Veli, Oktay Rıfat, Melih Cevdet) şairleri.

Sürrealizmin Dünya Edebiyatındaki Temsilcileri

Paul Eluard, Pierre Reverdy, Andre Breton, Philippe Soupault, Louis Aragon, Benjamin Perret, Robert Desnos, Jacques Prevert, Rene Char, Rene Crevel.

 

Letrizm / Harfçilik

Letrizm, Romen asıllı Isidore Isou‘nun yönlendirmesiyle 1946’da Paris’te doğmuş farklı alanlarda görülen bir harekettir. Hareket kısa süre sonra Gabriel Pomerand, Maurice Lemaître, Gil J Wolman gibi çok sayıda yaratıcı insanı çekerek genişlemiştir. Letrizmm sistematik olarak tüm bilgi alanlarını, (özellikle sanatta: Şiir, Resim, Roman, Sinema, Fotoğraf … ve aynı zamanda sosyal bilimlerde Ekonomi, Hukuk, Psikoloji … ve doğa bilimlerinde Kimya, Tıp vb.) kapsamına almıştır.

 

Egzistansiyalizm / Varoluşçuluk

1- Egzistansiyalizm daha çok roman ve tiyatro türlerinde görülmüştür.

2- Karamsar ve varoluş problemi yaşayan birey anlatılır. Bu sebeple kaotik bir bakış açısı hâkimdir.

3- Jean Paul Sartre varoluşçuluğun en tanınan çağdaş ismidir. Franz Kafka, Albert Camus, Becket, F. W. Nietzsche, J. Rilke, Simone de Beauvoir, Dostoyevski, Chuck Palahniuk, Milan Kundera, Unamuno, Malraux gibi yazarlar da kimi yönleriyle varoluşçu eğilimler göstermiştir.

4- Varoluşçular, felsefe ile sanat/edebiyat arasındaki sınırı kaldırmayı ister. Bu sebeple roman ve tiyatro türlerinde oldukça geniş bir külliyata sahiptirler. Felsefî roman gözde bir tür olmuştur. Varoluşçuların felsefî romanlarında “tip ve karakter” yoktur.

5- Varoluşçu eserlerde kapalı anlaşılması zor bir anlatım kullanılmıştır.

6- Varoluşçulara göre sanatçı topluma karşı sorumludur. Fakat sanata toplumcu bir işlev yüklemelerine karşın; topluma hitap etme ve onu yönlendirme konusunda başarısızdırlar.

7- Egzistansiyalistler, olay örgüsünü önemsizleştirerek daha çok bireyin içinde bulunduğu ruh halini, bunalımını ve sıkıntılarını işlemişlerdir.

8- Absürd kavramı edebiyata her ne kadar Kierkegaard’la girmiş olsa da bu kavramı yaygınlaştıran isim Camus olmuştur. Absürdizm ve yabancılaşma kavramları Albert Camus ve Samuel Beckett’te belirginleşmiştir.

9- Varoluşçuluk, 19. yüzyılın ortalarında, baskın sistematik felsefeye karşı bir tepki olarak ortaya çıkmıştır. Her ne kadar egzistansiyalizmden hiç söz etmemiş olsa da ilk varoluşçu Sören Kierkegaard’tır.

10- Varoluşçuluğu daha derli toplu bir akım haline getiren ve en tanınmış varoluşçu Jean Paul Sartre’dır.

Egzistansiyalizmin Türk Edebiyatındaki Temsilcileri

Ahmet Oktay, Demir Özlü, Erdal Öz, Yusuf Atılgan.

Egzistansiyalizmin Dünya Edebiyatındaki Temsilcileri

Sören Kierkegaard, Friedrich Wilhelm Nietzsche, Andre Gide, Paul Valery, Andre Malraux, Jean Paul Sartre , Albert Camus, Simone de Beauvoir, Milan Kundera, William Faulkner, Samuel Beckett, Robert Frost.

 

Postmodern Edebiyatın Özellikleri

1- Edebiyat sahasında daha çok roman türünde hâkim olan postmodernizmin, şimdiki manasıyla ilk olarak kim tarafından ve ne zaman kullanıldığına dair farklı görüşler ortaya atılmıştır. Fakat bu günkü anlamda 2. Dünya Savaşı sonrasında ortaya çıktığı söylenebilir.

2- Geleneksel olan ancak rasyonel olmayan tipleri öne çıkarır. Postmodern roman geleneksel tipleri tekrar öne çıkarma eğilimindedir. Modern kentli hayat yerine Kıyıda köşede kalmış kır ya da kasaba hayatları önemsenir.

3- Postmodern kişiler yeni olanın karşısında yer alır ya da yeni olanı kutsamaz.

4- Bazı postmodern yazarlar modernizm öncesi zamanı yeniden üretip onu popüler hale getirmek ister.

5- Postmodern romanlarda –birçoğunda- üstkurmaca (metafiction) tekniği kullanılır. Üstkurmaca yönteminde okuyucu metnin kurgusallığının farkında olur. Yani yazar roman yazma sürecini romanın bir parçası haline getirir. Ahmet Mithat Efendi’nin Müşahedat romanı bu tekniğin ilk örneklerinden biridir.( Bir Kış Gecesi Eğer Bir Yolcu- Calvino)

6- Posmodern romanlarda bilinç akışı tekniği sıklıkla kullanılır. (Ses ve Öfke- William Faulkner)

7- Postmodern romanlarda metinlerarasılık temel tekniklerden biri olarak görülür. Metinlerarasılık, anlatı içerisinde birden fazla anlatıcının ya da farklı anlatım yöntemlerinin kullanılmasına dayanır.

8- Postmodernistler geleneksel, akademik söylemi reddederler. Bunun yerine daha kışkırtıcı ve dikkat çekici bir üslup kullanırlar.

9- Mutlak bütünlük yerine her türlü çoğulculuk tercih edilir. Kesin doğru yoktur, kişilerin bakış açılarına göre farklı doğrular oluşabilir.(Sessiz Ev, Kara Kitap)

10- Postmodern romanlarda çokanlamlılık vardır. Çokanlamlılık, bir sözcüğün birçok anlama gelecek şekilde kullanılmasıdır. Anlatının kendisi için de çokanlamlılık söz konusudur.

11- Postmodernist edebiyatta okuyucu eser karşısında pasif konumda değildir. Okuyucu bazen bir oyunun parçasıymış gibi bazen de bulmaca çözer gibi sürekli aktif olmak zorunda bırakılır.

12- Anlatıcı oyun oynar gibi anlatının kurgusunu sürekli değiştirebilir.(Büyücü– John Fowles, Seksek– Cortazar)

13- Postmodern yazarlar ironi ve parodiyi sıklıkla kullanırlar. Modern hayatın açmazlarını karamsar bir tabloyla değil alaycı bir şekilde ifade ederler.

14- Pastiş ve parodi, postmodernist eserlerin öz-dönüşlülüğünü vurgulamaya hizmet eder, bu da pastiş ve parodinin okuyucuya eserin “gerçek” değil kurgusal, yani inşa edilmiş olduğunu hatırlatmaya hizmet ettiği anlamına gelmektedir.( Cuma– Michel Tournier)

15- Roman türünde tarih bir malzemeye dönüşür ve yeniden yorumlanarak ele alınır. (Gülün Adı, Fransız Teğmenin Kadını, Benim Adım Kırmızı)

16- Modernist roman postmodern romanın öncülü-habercisi sayılır. Aradaki çizgi çok incedir. Ancak modernist romanlar bunalım atmosferine sahiptir; postmodern romanlarda bu yoktur. Benzer teknikler kullanılır.

Postmodernizmin Türk Edebiyatındaki Temsilcileri

Orhan Pamuk, Oğuz Atay, Pınar Kür, Yusuf Atılgan, Adalet Ağaoğlu, Hasan Ali Toptaş.

Postmodernizmin Dünya Edebiyatındaki Temsilcileri

Umberto Eco, Italo Calvino, Paul Auster, Salman Rushdie, Allen Ginsberg, Paul Hoover, Susan Howe, Virginia Wolf, William Faulkner, Michel Tournier, John Fowles, Julio Cortazar.

Kaynaklar:

Edebî Akımlar, İsmail Çetişli

Türk Romanında Postmodernist Açılımlar, Yıldız Ecevit

Hece Dergisi (Postmodernizm Özel Sayısı)

Edebiyat Kuramı, Tery Eagleton

Felsefe Sözlüğü, Orhan Hançerlioğlu

https://www.wikipedia.org/

 

Bu yazının tüm hakları edebiyatvedil.com sitesine aittir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir